Samsun İstiklal Meydanı'ndaki Astorya'nın hikayesi!
Samsun'da hizmete giren Astorya, isminin Yunan kökenli olduğu iddiası ile eleştirilirken Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu'da, Samsun İstiklal Meydanındaki Astorya'nın hikayesini kaleme aldı.
Samsun'da hizmete giren Astorya isimli Uçan Sinemayı yazan Samsun Kent Haber köşe yazarı Ayperi Türkoğlu, "Bir şehir, kendi hikayesini mi yaşar, yoksa başkasının hikayesini mi taşır?" diye sordu.
ASTORYA
Kimin hikâyesini yaşıyoruz? Şimdi size kısa bir hikâye anlatacağım.
Ama bu, bir insanın hikayesi değil.
Bir zihniyetin hikayesi.
Ve belki de, bizim hikayemiz.
John Jacob Astor
1763’te Almanya’da doğuyor.
Genç yaşta Amerika’ya gidiyor.
Cebinde para yok,
Ama bir şeyi var!
Fırsatı görme yeteneği.
İlk işine kürk ticaretiyle başlıyor.
O dönem kürk, bugünün petrolü gibi değerli.
Astor bunu fark ediyor.
Amerika’dan topluyor, Avrupa’ya satıyor.
Ve bu farktan büyük bir servet kazanıyor.
Ardından kendi şirketini kuruyor
American Fur Company.
Piyasayı şekillendiren bir güce dönüşüyor.
Ama asıl kırılma noktası burada:
Astor şunu anlıyor:
“Bu iş sonsuza kadar sürmez.”
Ve yön değiştiriyor.
New York’ta değersiz görülen toprakları toplamaya başlıyor.
Yıllar sonra o topraklar, dünyanın en değerli arazileri haline geliyor.
Kürk ona para kazandırıyor.
Toprak ise ona kalıcılık sağlıyor.
Artık sadece zengin değil.
Bir sistem kurucu.
Ve sistem kuranlar,
sadece kendi dönemlerini değil,
geleceği de şekillendirir.
Adı bugün hala yaşıyor:
Waldorf Astoria New York
Ve sonunda,
kendi adını zamana yazar.
Ve hikâye burada bitmiyor.
Asıl hikâye şimdi başlıyor.
Samsun’da!
İstiklal Meydanı’nda…
Astorya
Dikkat edin"
Bu isim bu toprağa ait değil.
Bu şehrin hafızasından gelmiyor.
Bu coğrafyanın hikâyesine dokunmuyor.
Ama burada duruyor.
Ve asıl soru burada başlıyor:
Bir şehir, kendi hikayesini mi yaşar,
yoksa başkasının hikayesini mi taşır?
Bir yere hem 'İstiklal' deyip
hem Astorya diyorsanız, orada sadece tabela yoktur.
Orada kimlik pazarlığı vardır!
Çünkü mesele isim değil.
Mesele şu:
Kim kazanmış?
Kim anlatıyor?
Ve biz, hangi hikâyenin içindeyiz?
Belki de en tehlikelisi şu;
İnsan
kendi hikayesini yazmadığında,
fark etmeden başkasının hikâyesinde
figüran olur.
Cevap…
okuyanın.
Yorumlar (0)
Bu içerik için henüz onaylanmış yorum yok.





